
Neler Öğrendik?
Günümüze yüzyıllar öncesinden ulaşan adabımuaşeret kabullerinin ortaya çıkmasında ve biçimlenmesinde felsefi, kültürel ve dinî dayanaklar belirleyici rol oynamıştır.
Adabımuaşeretin felsefi boyutunu, felsefenin bir alt dalı olan etik (ahlak felsefesi) oluşturur. Etiğin çıkış noktasını oluşturan ve adabımuaşeretin felsefi dayanaklarına yön veren temel sorular şunlardır:
"Doğru ve iyi nedir?"
"Nasıl yaşanır?"
- Sokrates: bilgece yaşamak
- Aristoteles: ölçülü olmak
- Kant: ahlak yasasına uygun davranmak;
Bu farklı iyi tanımları, adabımuaşeret kurallarının gelişimine tarih boyunca yol göstermiştir.
Kültür; inanç, gelenek, görenek ve adetlerden oluşur; adabımuaşeret de bu kültürel unsurlarla doğar ve şekillenir. Toplumların yaşayış biçimleri, adabımuaşeret kurallarının temel kaynağı ve büyüme zeminidir.
Türk kültüründe tanışma veya karşılaşma sırasında yapılan "hâl hatır sorma" eylemi buna örnektir. Bu davranış Türk kültüründe nezaket göstergesiyken, bazı Batı toplumlarında kişisel sınırların ihlali olarak görülebilmektedir.
Geleneksel toplumlarda sosyal hayat tamamen din eksenli temellendirildiği için din; ahlak, terbiye ve nezaket kurallarında birinci derecede belirleyicidir. Sosyal düzeni sağlayan kurallar kutsal metinler ve inanç sistemleriyle doğrudan ilişkilidir.
Müslümanlar, Hz. Muhammed’i "güzel bir örnek" (rol modeli) olarak kabul eder ve onun davranışlarını gözlemleyerek örnek alırlar. Bu nedenle İslam toplumlarındaki edep kurallarının büyük bir çoğunluğu Hz. Muhammed’in sünnetlerinden oluşur.
Allah’a ve ahirete inanan ya hayır konuşsun ya sükût etsin.
Bu hadis, gereksiz, kaba veya faydasız sözlerden kaçınmayı iletişimin altın kuralı olarak belirler.
























