
İnsanın hayat başarısında kaderin etkisi nedir?
Ömür-Ecel
Ömür kelimesi sözlükte doğumla ölüm arasında yaşanan süre anlamına gelir. Önceden belirlenmiş süre demek olan ecel ise terim olarak tüm varlıklar için belirlenen bu sürenin sonunu, ölüm anını ifade eder. Sonsuzluk sahibi Allah’tan (cc) başka tüm varlıklar zamanı geldiğinde ölür. Canlılara hayat veren Allah (cc), onlar için sınırlı bir ömür belirlemiştir. Araf suresinin 34. ayetinde bu durum şöyle belirtilir: “Her milletin belli bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.” Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde ecelin Allah (cc) tarafından belirlendiği ve hiçbir şekilde değişmeyeceği ifade edilir. Bu yönüyle ecel, kaderin değişmez bir parçası olarak insan hayatının sınırını belirler.
Hastalık-Sağlık

İnsanın hayatını rahat bir şekilde sürdürebilmesi ve kulluk görevlerini tam olarak yerine getirebilmesi için akıl ve beden sağlığının yerinde olması gerekir. Fiziksel veya ruhsal tüm hastalıklardan uzak, dengeli bir durumu ifade eden sağlık, Allah (cc) tarafından insanlara verilen nimetlerdendir. Hastalık ise sağlığın geçici veya kalıcı olarak bozulmasıdır ve insanın yeryüzündeki imtihanlarından biridir.
Sağlık ve hastalık, kaderin bir parçası olarak değerlendirilir. İnsan, karşılaştığı bu durumları ilahi takdir olarak kabul eder. Kulluk görevlerinin bilinci ile sağlığını korumak için gereken tedbirleri alır. Hastalık anında insan hem çare ve tedavi arar hem de sabır ve tevekkülle davranarak kader karşısında bilinçli bir tutum sergiler. Hz. Muhammed (sav) sağlığın önemini şu sözlerle ifade etmiştir: “Sizden her kim ruhen ve bedenen sağlıklı olup, günlük yiyeceği de yanında olursa dünya onun olmuş gibidir.”
Başarı-Başarısızlık

İnsan, hayatı boyunca belirli hedeflere ulaşmak için çaba gösterir. Bu süreçte aldığı kararları aklı ve hür iradesiyle belirler. İslam inancına göre insan, yaptığı tercihlerden sorumludur. Başarı veya başarısızlık, insanın iradesiyle gerçekleştirdiği eylemlerin sonucuna bağlı olmakla birlikte nihayetinde Allah’ın (cc) takdiri ile meydana gelir. Örneğin bir yarışmaya katılan kişi, yarışma öncesinde yaptığı hazırlık ve yarışma anındaki gayreti doğrultusunda bir sonuca ulaşır. Bu sonuç, kader ve kaza kapsamında Allah’ın (cc) takdiridir. Dolayısıyla insan, çalışmakla ve doğru tercihlerde bulunmakla yükümlüdür; sonucu takdir eden ise Allah’tır (cc).
İnsan; başarıya hile, aldatma veya hak ihlali olmadan ulaştığında sorumluluğunu yerine getirmiş sayılır. Aksi durumda elde edilen başarı hem dinî açıdan meşru olmaz hem de başkaları için haksızlık oluşturur. Kur’an-ı Kerim, insanların haksız yollarla kazanç elde etmelerini yasaklar. Nitekim Nisâ suresinin 29. ayetinde, “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin…” buyrularak bireylerin dürüst ve meşru yollarla kazanç elde etmeleri gerektiği ifade edilmiştir. Bu anlayışa göre başarı, ancak emek ve doğruluk temelinde değer kazanır. Zira İslam anlayışına göre insanın iradesiyle ortaya koyduğu çaba asla karşılıksız kalmaz.

Hidayet-Dalalet

Allah’ın (cc) insanlara doğru yolu göstermesine ve bu yola yönelenleri doğruya ulaştırmasına hidayet denir. Allah (cc), insanlara doğru yolu göstermesi ve rehberlik etmesi için peygamberler göndermiştir. Ayrıca insana akıl ve irade vermiştir. Bu sayede insan aklını ve iradesini kullanarak doğruyu yanlıştan ayırt edebilme imkânı kazanmıştır. İnsan suresinin 3. ayetinde “Şüphesiz biz ona yolu gösterdik; ister şükredici olur ister nankör.” buyrularak insanın tercih özgürlüğüne sahip olduğu ifade edilir. Allah (cc), insanın hangi yolu seçeceğini önceden bilir fakat seçimi insana bırakır. Kehf suresinin 29. ayetinde “… Hak Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” buyrularak insanın iradesi açıkça ortaya konulur.
Dalalet, Allah’ın (cc) ve Hz. Muhammed’in (sav) gösterdiği doğru yoldan sapmak anlamına gelir. Örneğin bir insanın doğruyu bildiği hâlde haksız kazanç veya zulüm yolunu seçmesi, kendi iradesiyle dalaleti tercih ettiğini gösterir. İnsanın seçimleri kader kapsamında değerlendirilir. Ancak Allah’ın (cc) her şeyi bilmesi, insanın bu tercihlerinden doğan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Zira insan, iyi ile kötü arasında tercih yapabildiği için seçimlerinden sorumludur.
Neler Öğrendik?
Ömür, bir canlının doğumundan ölümüne kadar geçen sınırlı yaşam süresini ifade ederken; ecel, bu sürenin sonu yani ölüm anıdır. Allah her canlı için belirli bir ömür tayin etmiştir ve ecel, bu sürenin kader planındaki bitiş noktasıdır.
İnsan, sağlığı Allah'ın bir nimeti olarak görmeli ve onu korumak için gerekli tedbirleri almalıdır. Hastalık durumunda ise hem gerekli tedavi yollarını aramalı hem de bu durumu bir imtihan kabul ederek sabır ve tevekkülle hareket etmelidir.
İhtiyarlığından önce gençliğinin,
hastalığından önce sağlığının,
yokluğundan önce varlığının,
meşguliyetinden önce boş vaktinin
ve ölümünden önce hayatının.
İnsan, hedeflerine ulaşmak için aklı ve hür iradesiyle çaba göstermekle yükümlüdür. Ancak gösterilen bu gayretin sonucunda başarının veya başarısızlığın tecelli etmesi nihayetinde Allah'ın takdiri (kader ve kaza) ile gerçekleşir. Yani başarı için genel kuralların sonunda sonuçların oluştuğunu görürüz. "Ne ekersen onu biçersin." atasözünde denildiği gibi.
Bir başarının değerli sayılabilmesi için hile, aldatma veya hak ihlali içermemesi, emek ve doğruluk üzerine inşa edilmesi gerekir. Nisâ suresi 29. ayette belirtildiği gibi, batıl yollarla kazanç elde etmek yasaklanmış, meşru ve dürüst çabanın önemi vurgulanmıştır.
Hidayet, Allah’ın doğru yolu göstermesi ve bu yolu seçenleri başarıya ulaştırmasıdır; dalalet ise kişinin kendi iradesiyle doğru yoldan sapması, haksızlık veya zulüm yolunu tercih etmesidir. Allah yolu gösterir ancak seçimi insanın cüzi iradesine bırakır.



















