
Kadere iman eden bir Müslüman, hayatında kendi iradesiyle yaptığı seçimlerin sorumluluğunu üstlenir. Bunun yanında doğum yeri, aile, doğal afet veya hastalık gibi iradesi dışında gelişen durumların varlığını da kabul eder.

“İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu…” (Rum suresi 41. ayet)
Kader; kaza, irade, sorumluluk, tevekkül, sabır gibi kavramlarla birlikte ele alınır. Bu kavramların insana kazandırdığı bilinç, günlük hayatta karar almayı, zorluklar karşısında sabretmeyi ve işlerin sonucunu Allah’a (cc) bırakmayı olumlu yönde etkiler. Böylece insan; hayatını daha bilinçli yaşar, olaylara daha sabırlı ve dengeli yaklaşır.
İnsan; davranışlarında özgür olan, sorumluluk alabilen, yaratılışı güzel, değerli ve üstün bir varlıktır. Yüce Allah Tin suresinin 3. ayetinde bu gerçeği şöyle bildirir:
“Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.” Kur’an-ı Kerim’de ayrıca üstün bir biçimde yaratılan insanın sorumluluk sahibi olduğu da ifade edilir. Bu sorumluluğun bir gereği olarak yeryüzündeki düzenin sağlanması ve var olan işleyişin devam etmesi de insanın yükümlülüğündedir.
Allah’ın (cc) evrene dair planını ve kâinattaki düzeni sürdürmesini ifade etmek üzere kader ve kaza kelimeleri kullanılır. Kader kelimesi sözlükte gücü yetmek, planlamak, ölçü ile yapmak, bir şeyin şeklini ve niteliğini belirlemek, kıymetini bilmek, rızkını daraltmak anlamlarına gelir. Terim olarak Allah’ın (cc) sonsuz ilmi ve kudretiyle evrende gerçekleşecek her şeyi planlaması, varlıkları dilediği şekilde yaratması, insanların özgür iradeleriyle yapacakları her şeyi önceden bilmesi, takdir etmesi ve bir düzene göre belirlemesi demektir. Kaza kelimesi sözlükte hükmetme, karara bağlama, emretme ve yargı anlamlarına gelir.
İlahi iradenin kusursuz işleyişi Âlâ suresinin 2-3. ayetlerinde şu ifadelerle vurgulanır: “O, yaratıp şekillendiren, ahenk veren ve düzene koyandır. O, (her şeyi) ölçüyle yapıp yönlendirendir.” Kader ve kaza kelimelerinin anlamları ve aralarındaki ilişki doğadaki olaylar üzerinden daha somut olarak görülebilir. Örneğin bir tohumun ne zaman filizleneceği, nasıl büyüyeceği ve ne tür bir ağaç olacağı kader; bu sürecin zamanı geldiğinde gerçekleşmesi ise kaza olarak ifade edilir.


Sünnetullah

Sözlükte Allah’ın (cc) koyduğu kanun ve nizam anlamlarına gelir. Terim olarak Allah’ın (cc) evren ve evrenin içindeki tüm varlıklar ile ilgili koyduğu kurallar ve tabiat kanunları demektir. Kur’an-ı Kerim’de sünnetullah Allah’ın (cc) yaratma ve yönetme biçimini ifade etmek için kullanılır. Bu kavram, evrende geçerli olan fiziksel, toplumsal ve biyolojik yasaları da kapsar. Kâinattaki düzen, sebep-sonuç ilişkisi ve varlıkların belirli ölçüler içinde yaratılması bu kapsamda değerlendirilir. Canlıların doğması, büyümesi ve ölmesi (biyolojik yasa), kurallara uyulan toplumlarda düzenin sağlanması (toplumsal yasa); yer çekimi, gece ve gündüzün oluşumu (fiziksel yasa) sünnetullah örneklerindendir Kur’an-ı Kerim’de sünnetullahın değişmez olduğu vurgulanarak ilahi düzenin sürekliliğine dikkat çekilir. Ayrıca bu sürekliliğin temelindeki kusursuz ölçü ve denge “Biz, her şeyi bir ölçüye göre yarattık.” ayetiyle açıkça ortaya konur. “Güneş ve ay bir hesaba bağlı (olarak hareket ederler).” ayetiyle de ilahi düzenin sürekliliği ve evrendeki ölçülü işleyiş somut bir örnekle açıklanır.
Afet

Sözlükte bela, musibet, hastalık, kusur ve genellikle isabet ettiği şeyi faydalı olmaktan çıkaran durum anlamlarına gelir. Terim olarak insan müdahalesi bulunmadan meydana gelen zararları ifade eder. İslam inancına göre afet, Allah’ın (cc) takdiri ve yaratmasıyla gerçekleşir ve kader kapsamında değerlendirilir. Ancak bu durum, insanın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Nitekim Şûra suresinin 30. ayetinde “Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir…” buyrulur. Mülk suresinin 2. ayetinde ise bazı musibetlerin kullar için bir imtihan olduğu şöyle ifade edilir: “O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.” Bu kapsamda deprem, sel, kuraklık gibi doğa olayları ile salgın hastalık, yangın gibi insanlar üzerinde etkili olan durumlar da afet olarak kabul edilir
Rızık
Sözlükte yiyecek, giyecek, nasip, faydalanılacak her şey gibi anlamlara gelir. İslam inancında insan başta olmak üzere bütün canlıların faydalanması için Allah (cc) tarafından verilen maddi ve manevi tüm nimetlere rızık denilir. Bu rızıklardan bazıları yeme, içme, giyinme, barınma gibi maddi ihtiyaçlar; bazıları ise mutluluk, huzur, sevgi gibi manevi ihtiyaçlardır. Allah (cc), yarattığı tüm canlıların maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılayan ve rızıklarını sürekli verendir. Bu özelliğini ifade eden esması Rezzak’tır. Rızkı verenin yalnızca Allah (cc) olduğu Mülk suresinin 21. ayetinde “Allah size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verebilecek olan kimdir?..” şeklinde ifade edilir.

Allah (cc), insanlara yeryüzünde helal ve temiz olan rızıklardan faydalanmalarını emretmiştir. Bu sebeple insanın yapması gereken, rızkın gerçek sahibinin Allah (cc) olduğunu bilmesi ve helal kazanç konusunda duyarlı davranmasıdır. Hz. Muhammed (sav) “Hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir yemek yememiştir.” sözüyle helal kazancın ve çalışmanın önemini vurgulamıştır. Bu nedenle insanlar, Allah’ın (cc) belirlediği kurallar çerçevesinde hayatlarını meşru yollardan devam ettirmeye özen göstermelidir.
Sabır
Sözlükte tutma, engelleme, kararlılık, cesaretli olma, acele etmeme anlamlarına gelir. Terim olarak hoşa gitmeyen olaylar, nefse ağır gelen şeyler ve insanı zorlayan durumlar karşısında Allah’a (cc) sığınarak direnç gösterme olarak ifade edilir. Kur’an-ı Kerim’de zikredilen erdemlerden biri olan sabır birçok ayette geçer. Bakara suresinin 155. ayetinde “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenleri müjdele!” buyrularak sabırlı davrananların mükâfatlandırılacakları bildirilir.

Sabır, insanın kader karşısındaki tutumunu belirleyen önemli bir değerdir. İnsan, başına gelen olayların Allah’ın (cc) bilgisi ve planı doğrultusunda gerçekleştiğini kabul ettiğinde daha güçlü ve dengeli bir duruş sergileyebilir. Bu kabul, insanı iradesini kullanarak sabırlı davranmaya ve sorumluluk bilinciyle hareket etmeye yöneltir. Ayrıca Allah’ın (cc) kullarının inkâr ve nankörlüklerine rağmen onlara nimet vermeye devam etmesi ve mühlet tanıması ise O’nun “Sabur” esmasıyla ifade edilir18.




















