
Hayır-Şer
Allah’ın (cc) insanlar için takdir ettiği iyi şeyler hayır olarak adlandırılır. Kur’an-ı Kerim’de hayır kelimesi Allah’ın (cc) rızasını kazanabilmek için insanların kendileri, aileleri ve toplum için faydalı olan; ahirette sevap kazandıran tutum ve davranışları ifade etmek için kullanılır. Bu durum Hac suresinin 30. ayetinde şöyle ifade edilir: “… Her kim, Allah’ın emir ve yasaklarına saygı gösterirse, bu, Rabbinin katında kendisi için daha hayırlıdır…”
Hayrın zıddı şer olarak ifade edilir. İslam inancında şer; Allah’ın (cc) yasakladığı, insanı dünya ve ahirette felakete sürükleyen inanç ve davranışları ifade eder. İnsanın dünya hayatında karşılaştığı zorluk, hastalık ve musibetler ise görünüşte şer gibi algılansa da özünde onun sabrını, olgunlaşmasını ve manevi derecesini artıran birer imtihan olarak değerlendirilir.
İhtiyaç sahiplerine yardım etmek ve dürüst olmak gibi faydalı eylemler hayır kapsamında; yalan söylemek ve haksız kazanç elde etmek gibi zararlı davranışlar ise şer kapsamında ele alınır. Hayır ve şer kavramları, kader ve kaza ile yakından ilişkilidir. İnsanın hayır ve şer arasında yaptığı seçimler kader kapsamında değerlendirilir, bu seçimlerin sonuçları ise Allah’ın (cc) takdiriyle gerçekleşir.
Dua

Sözlükte çağırmak, istemek, yardım talep etmek anlamlarına gelir. Terim olarak ise Allah’ın (cc) yüceliği karşısında kulun kendi güçsüzlüğünü kabul ederek O’ndan yardım dilemesi olarak tanımlanır. İnsan, dua vasıtasıyla Allah (cc) ile arasındaki iletişimi güçlendirir. İhtiyaçlarını karşılayacak tek gücün Allah (cc) olduğunu bilir ve tüm ihtiyaçlarını sadece O’ndan ister. Hz. Muhammed (sav) “Dua ibadetin özüdür.” buyurarak Müslümanların Allah’a (cc) dua etmesinin gerekliliğini vurgulamış; Allah (cc) da duaya karşılık vereceğini belirtmiştir. İnsan dua ederek Allah’a (cc) yönelir, O’na olan ihtiyacını ve bağlılığını dile getirir. Furkan suresinin 77. ayetinde “(Ey Muhammed!) De ki: Duanız olmasa Rabb’im size ne diye değer versin?” buyrularak kulun duasının Allah katındaki değeri vurgulanır. Bu bilinçle dua eden Müslüman, Allah’a (cc) ibadet ve kulluk şuuruyla sevgi ve saygısını da gösterir.
Tevekkül-Teslimiyet
Güvenmek, bağlanmak, vekil kılmak, işini bir başkasına bırakmak anlamlarını karşılayan ifade tevekkül kelimesidir. Terim olarak tevekkül, insanın yapacağı işlerde üzerine düşen görev için her türlü tedbiri alarak gereken çalışmayı yapması ve bunun için gayret gösterip sonucu Allah’tan (cc) beklemesidir. Bu durumla ilgili olarak Ahzab suresinin 3. ayetinde “Allah’a güven; güvenip dayanmak için Allah yeter.” buyrulmaktadır. Teslimiyet sözlükte teslim olma, kendini verme, boyun eğme anlamlarında kullanılır. İslam inancına göre insanın Allah’ın (cc) iradesine gönülden boyun eğmesi, başına gelen her durumu O’ndan bilerek razı olmasıdır.
İnsan, elinden geleni yaptıktan sonra sonucu kabullenip Allah’ın (cc) takdirine teslim olur. Bu yönüyle teslimiyet, kalbin huzur bulması ve insanın Allah’a (cc) tam bir güvenle bağlanmasıdır. Kur’an-ı Kerim’de Allah’tan (cc) gelene tam teslimiyet gösterenlerin davranışları karşılığında mükâfatlandırılacakları belirtilmektedir. Tevekkül ile teslimiyet birbirini tamamlayan kavramlardır. Tevekkül çalışmayı ve gayreti, teslimiyet ise sonucu kabullenmeyi ifade eder.

Rıza
Sözlükte razı olmak, memnun olmak ve bir şeyi kendi iradesiyle istemek, kabul etmek anlamlarına gelir. Terim olarak ise Müslümanların Allah’tan (cc) gelen sevindirici veya üzücü her şeyden hoşnut olmaları, başlarına gelen iyi şeylere sevindikleri gibi olumsuz şeyleri de gönül rahatlığıyla karşılayıp isyan etmemeleri anlamında kullanılır. Dinin emirleri, herhangi bir çıkar gözetmeden yalnızca Allah’ın (cc) rızasını kazanmak amacıyla yerine getirilmelidir. Bu amaçla iman edip salih amel işleyenlerin mükâfatlandırılacağı Beyyine suresinin 7-8. ayetlerinde şöyle ifade edilir: “Şüphesiz, iman edip, salih ameller işleyenler var ya; işte onlar yaratıkların en hayırlısıdırlar. Rableri katında onların mükâfatı, içlerinden ırmaklar akan, içlerinde ebedî kalacakları Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu mükâfat Rablerine derin saygı duyanlara mahsustur.”

İmtihan

Sözlükte sınanmak, musibet, sıkıntı ve bela anlamlarınagelir. İmtihanın zıddı ise huzur ve selametanlamına gelen esenliktir. İslam inancına göre imtihan, insanın dünyada karşılaştığı nimetler ve zorluklar karşısındaki sınanma hâlini ifade eder. Enbiya suresinin 35. ayetinde “Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz…” buyrularak insanların birçok konuda imtihan edileceği vurgulanır. İnsanın hayatı boyunca imtihanlarla karşılaşması onun yaradılışının bir gereğidir. Allah (cc), çeşitli imtihanlar vasıtasıyla kullarının inançlarındaki samimiyeti sınar. Allah’ın (cc) en büyük imtihanlarına maruz kalanlar şüphesiz ki peygamberlerdir. Hz. Muhammed (sav) peygamberlik vazifesini yerine getirirken birçok sıkıntıyla karşılaşmış ve hiçbir zaman bu durumdan şikâyetçi olmayarak Müslümanlara örnek olmuştur. Birçok sıkıntıyla imtihan edilen bir başka peygamber de insanlara sabrıyla örnek olan Hz. Eyyüb’dür. O; uzun süre hastalık ve sıkıntılarla imtihan edilmiş, malını ve sağlığını kaybetmesine rağmen Allah’a (cc) olan bağlılığını sürdürmüş ve sabrıyla örnek olmuştur. Bu yönüyle imtihan, insanın inancını güçlendiren ve olgunlaştıran bir süreç olarak değerlendirilir.
Evrende var olan her şey doğrudan Allah (cc) tarafından yaratılır. Bu yaratma, insanın eylemlerini de kapsar. Ancak Allah (cc), insanın eylemlerini kendi iradesine bırakır. İnsan, eylemlerinde özgür iradesiyle tercih yapar; Allah (cc) da onun tercihine göre sonuçları yaratır. Bu nedenle insan, yaptığı tercihler sonucunda ortaya çıkan durumlardan sorumlu olduğunu bilmelidir. Sorumluluğu üstlenmeyip sonucu kadere bağlamak yanlış kader anlayışına yol açar. İnsanın, hayatının her aşamasında sorumluluktan kaçarak bir suçlu araması yanlış kader anlayışına sahip olduğunu gösterir. Kur’an-ı Kerim’de insanın başına gelen her musibetin kendi elleriyle yaptıklarından kaynaklandığı belirtilir. İnsanın kendi iradesiyle doğruyu veya yanlışı seçtiği İnsan suresinin 3. ayetinde “Şüphesiz biz ona doğru yolu gösterdik; artık o isterse şükreden olur, isterse nankör.” sözleriyle vurgulanır.
Neler Öğrendik?
Hayır, Allah'ın rızasına uygun faydalı işler, şer ise yasaklanan kötü davranışlardır. İnsan cüzi iradesiyle bunlar arasında seçim yapar ve sonuçlarından sorumlu olur.
Dua, kulun Allah karşısındaki acziyetini itiraf ederek O'nun yüceliğine sığınması ve O’ndan yardım dilemesidir. Kul ile Rabbi arasında sarsılmaz ve manevi bir bağ kuran temel bir ibadettir.
Tevekkül, insanın üzerine düşen tüm görevleri yapıp gerekli önlemleri aldıktan sonra sonucu Allah'a bırakmasıdır. Hiçbir çaba göstermeden sonuç beklemek gerçek tevekkül değildir. Bu aynı zamanda yanlış bir kader anlayışının sonucudur.
Tevekkül, bir olay gerçekleşmeden önce yapılması gereken hazırlık ve gayret aşamasını kapsar. Teslimiyet ise olay gerçekleştikten sonra sonucu Allah'tan bilip razı olma sürecidir.
Rıza, Müslümanların Allah’tan gelen her türlü durumu (sevinç veya üzüntü) hoşnutlukla karşılamasıdır. Bu makamda olanlar, hiçbir dünyevi çıkar gözetmeksizin sadece Allah'ın sevgisini hedeflerler.
İmtihan; İnsanın samimiyetini, sabrını ve bağlılığını ölçmek için zorluk veya nimetlerle sınanmasıdır. İmtihan, insanın inancını güçlendiren ve sabrını sınayan bir süreçtir. Hz. Eyyüb'ün ağır hastalıklar ve kayıplar karşısında göstermediği şikayet, bu sürecin insanı nasıl olgunlaştırdığının kanıtıdır.



















