Müslüman âlimler, yaşadıkları dönemin imkânları doğrultusunda araştırmaya önem vermiş ve pek çok alanda gelişmeye öncülük etmişlerdir. Yalnızca dinî ilimlerle yetinmemiş; fen bilimleri, tıp, matematik, felsefe, sosyal bilimler, sanat gibi alanlarda da çalışmalar yürütmüşlerdir. Bu ilmî faaliyetler hem İslam medeniyetinin gelişmesine hem de bilim ve düşünce dünyasına önemli katkılar sağlamıştır. Birçok Müslüman âlim, Batı’da da tanınmış ve örnek alınmıştır. Onların hayatlarını ve çalışmalarını öğrenmek günümüzde yapılan araştırmalara da ışık tutmuştur.
Din, insanın varlığı anlamasını ve hayat tarzını belirlemesini sağlayan inanç, değer ve kurallar bütünüdür. Din kelimesi sözlükte boyun eğmek, aziz olmak, itaat etmek, hesaba çekmek, ceza ve mükâfat olarak tanımlanır. Terim olarak ise akıl sahiplerini kendi istek ve hür iradeleri ile hayırlı olan şeylere sevk eden ilahi emirler bütünü olarak adlandırılır. Klasik İslam kaynaklarında din kelimesi farklı şekillerde tanımlanmıştır. Bu kaynaklarda din; âdet, durum, itaat, ceza, mükâfat gibi anlamlarla açıklanırken hesap, hüküm, şeriat, tevhit ve İslam gibi kavramlarla ilişkilendirilmiştir. Bununla birlikte Kuran-ı Kerim’de “din” kelimesi doksan iki yerde geçer. Bu kullanımlarda “itaat, âdet, ceza, hesap, şeriat, hüküm, tevhit, İslam” gibi anlamlarda kullanılır. İslami kaynaklardan hareketle din kavramı dört farklı anlama gelecek şekilde gruplandırılabilir. Bu anlamlara ilişkin sınıflandırma aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

Felsefe, dini sadece düşünce olarak görürken psikoloji, duygularla açıklar. Sosyoloji, dini toplumsal kurum olarak tanımlarken antropoloji ruhsal inançlarla ele alır. Ancak din; sadece bir düşünce, duygu, toplumsal kurum veya inanışla sınırlandırılamaz. Söz konusu disiplinler, dini yalnızca belirli bir yönüyle ele alır.
Din; bireysel ve toplumsal bir boyut taşıyan, düşünce ve uygulanma açısından sistemli bir hâlde olan, insanlara bir hayat tarzı sunan ve onları belirlenmiş bir dünya görüşü etrafında birleştiren bir inanç sistemidir.
Dini anlamaya, tanımaya ve yaşamaya çalışan her insan dinin kendine bakan boyutunu ele alır. Benzer şekilde farklı disiplinler de dini kendi bakış açılarına göre tanımlar. Bütün tanımlar dinin farklı bir yönüne vurgu yapar.

Farklı bilim adamları neden dini farklı tanımlamış olabilir?
Bakış açılarının farklılığı ve bu farklılığın sonuçlarını gösteren harika bir hikayedir:

Körlerin Fil Tarifi
Mevlana’nın Mesnevi eserinde geçen bu anlatı, bir durumun sadece bir ucundan tutarak yapılan açıklamaların hakikati yansıtmada nasıl eksik kaldığını gösteren eşsiz bir örnektir.
Hikâyede altı kör adam bir filin yanına getirilir ve filin farklı uzuvlarına dokunarak onu tarif etmeleri istenir:
- Filin kuyruğunu tutan kişi, onu bir halata benzetir.
- Hortumuna dokunan kişi, iri bir yılan olduğunu söyler.
- Dişlerini tutan adam, mızrak cevabını verir.
- Filin gövdesiyle karşılaşan kişi, onun bir duvar olduğunu düşünür.
- Kulağına dokunan adam, geniş bir yelpaze tarifinde bulunur.
- Bacağına sarılan kişi ise filin dev bir ağaç olduğunu iddia eder
Zihinlerinde bütünün resmi bulunmadığı için her biri elde ettiği dokunsal veriyi kendi hatıra ve bilgi süzgecinden geçirmiş; sonucunda parçalı fakat eksik ve hatalı bir tanım ortaya koymuştur.
Farklı din tanımları da aynen böyle, farklı bilginlerin ilgileri doğrultusunda ortaya koydukları tanımlar olup bütünü tanımlamakta eksik kalmıştır.




















