

Varlıkların yaratıcısı olan Allah (cc) insana akıl ve irade vermiş, onu davranışlarından sorumlu tutmuştur. Peygamberler aracılığı ile insana bu sorumluluklarını bildirmiş, ondan bu çerçevede hareket etmesini istemiştir. Nahl suresi 90. ayette Allah (cc), sağlam temellere dayanan bir toplumun oluşması için bazı ahlaki ilkeleri emretmiştir. Bununla birlikte hem bireye hem de topluma zarar veren tutum ve davranışları yasaklamıştır.
Sağlıklı bir toplumun oluşması için Allah’ın (cc) emrettiği ahlaki ilkelerin başında adalet gelir. Adalet, insanların özgürlüklerine müdahale etmeden herkesin sahip olduğu hakları elde etmesi için gerekli olan düzenlemeleri yapmaktır. İslam kültüründe adalet ilkesi eşitlik veya denge anlamında kullanılır. Allah’ın (cc) emrettiği adalet; herkese ahlaki, sosyal, ekonomik, kanuni haklarının hak ettiği ölçüde verilmesidir.

Ayette emredilen değerlerden biri olan ihsan; Allah’a (cc) ihlasla ibadet etmek, başkasına iyilik etmek, yaptığını güzel yapmak anlamlarına gelir.
Kulun Allah’a (cc) karşı hissettiği derin saygı ve bağlılık sonucunda ortaya çıkan iyi davranışlar ihsan kapsamında değerlendirilir. Aynı zamanda ihsan, insanın başta anne ve babası olmak üzere insanlar karşısındaki sevgiye dayalı özverili tutumu nu ifade eder. Bu tür tutum ve davranışlar toplumu daha mutlu ve yaşanabilir hâle getirir.
Ayetikerimede insanlara emredilen değerlerden bir diğeri akrabaya iyilik etmektir. Bu durum sadece onların sevinç ve üzüntülerinin paylaşılması gibi manevi iyiliklerle yetinilmesi gerektiği anlamına gelmez. Aynı zamanda kişinin imkânları ölçüsünde mal varlığını, ihtiyaç sahibi akrabalarıyla paylaşarak onlara yardımcı olması gerektiği anlamına da gelir. İslam, aile kurumunu toplumun en önemli unsuru kabul eder. Bu kurumun ayakta kalabilmesi için öncelikli olarak aile içerisinde durumu elverişli olanların diğer bireyleri maddi ve manevi yönden desteklemeleri gerekir.
Ayetin ikinci bölümünde Yüce Allah inananlara hayâsızlık ve zorbalık gibi kötü davranışları yasaklamıştır. Ayette yer alan fahşâ kavramı hayâsızlık, çirkin sözler ve çirkin işler için kullanılır. Daha genel bir ifadeyle başta zina olmak üzere edep, hayâ ve iffete aykırı her türlü söz ve davranışı ifade eder. Kötülük olarak adlandırılan münker kavramı; genellikle aklın ve sağduyunun çirkin bulduğu, toplumun yadırgadığı tutum ve davranışlar anlamına gelir. Zorbalık olarak isimlendirilen bağy ise genel ahlak kurallarını aşan, tüm varlıkların haklarını çiğneyen her türlü kötü davranış olarak nitelendirilir. İslam kişilerin bu tür tutum ve davranışlardan uzak durmalarını ister.

Tarih boyunca toplumları ayakta tutan değerlerin başında emanet ve adalet yer almıştır. Bu değerlere bağlı kalındığında insanlar huzurlu ve mutlu bir hayat sürmüşlerdir. Emanetler ehline verildiği ve adalete riayet edildiği müddetçe toplumlar güçlenerek varlıklarını devam ettirmişlerdir. Bu değerler toplumdaki önemini yitirdiğinde ise haksızlıklar ve huzursuzluklar artmış, toplumların çöküşü hızlanmıştır.

Mekke’de Kureyş kabilesine mensup bazı ailelerin birtakım yetki ve görevleri vardı. Hz. Muhammed (sav) Mekke’yi fethettikten sonra bu görev ve yetkilerin bir kısmını yeniden düzenlemiştir. Bu düzenlemeler sırasında Kâbe’nin anahtarını elinde bulundurma görevini Osman bin Talha’dan (ra) almıştır. Hz. Muhammed’in (sav) amcası Abbas’ın (ra) bu görevin kendisine verilmesini talep etmesi üzerine Nisa suresinin 58. ayeti nazil olmuş ve anahtar yine Osman bin Talha’ya (ra) teslim edilmiştir. Böylece emanetin ehline verilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Ayette yer alan kavramlardan biri olan emanet; “güvenmek, korku ve endişeden emin olmak, güvenilen bir kimseye koruması için geçici olarak verilen şey” anlamlarına gelir. Kişinin sahip olduğu nimetler ve makamlar birer emanettir. İslam dini bütün bunların korunmasını, muhatap ve ilgililerine teslim edilmesini, hangi amaçla verilmiş ise ona uygun olarak kullanılmasını ister.
Ayete göre insanlar arasındaki anlaşmazlıkların çözümünde haklı ile haksızı ayırırken adaletli olunması Allah’ın (cc) bir emridir. Bu nedenle herhangi bir konuda hüküm verirken adaletin gerçekleşmesi için hakkaniyete uygun, dengeli ve ölçülü olmak gerekir.


İslam, Müslümanların hem bu dünyada hem de ahirette mutlu olmalarını ister. Bu sebeple insanların dinin emir ve yasaklarına hakkıyla uymalarını, şeytanın vesveselerinden kaçınmalarını emreder. Yüce Allah Bakara suresinin 208. ayetiyle inananları bu konuda uyarmaktadır.
Ayette geçen ve Türkçeye barış olarak tercüme edilen “silm” kavramı; uzlaşma, teslimiyet, itaat olarak ifade edilir. Silm kavramı aynı zamanda bir insanın diğerinden zarar görmemesi, iki tarafın birbirine güvenmesi anlamlarına da gelir. Ayrıca “teslimiyet, itaat ve barış” anlamlarını taşıdığı için birçok tefsirde “İslam” anlamında kullanılmıştır.
Müfessirler ayetteki “Ey iman edenler!” ifadesi ile inananların yeniden İslam’a çağrılmalarını şu şekilde açıklamışlardır: Tarihin her döneminde Müslüman oldukları hâlde dinin emir ve yasaklarını tam olarak yerine getirmeyen kişiler bulunabilir. Bu sebeple Allah (cc), inananlardan İslam’ın gereklerini eksiksiz yerine getirerek tam anlamıyla kendisine teslim olmalarını ister. İnsanoğlunun apaçık düşmanı olan şeytanın kışkırtmalarına uyarak ikiyüzlülük yapmalarını, insanlara karşı düşmanca duygular besleyip fitne ve fesat çıkarmalarını yasaklar.






















