İnsan, fıtratı gereği inanma ihtiyacı hisseden bir varlıktır. Geçmişten günümüze her toplum bir inanca sahip olmuş ve ona göre hayat sürmüştür. İslam’a göre din; ilk insan ile başlayan, tarihin her döneminde ve her toplumda var olan evrensel bir gerçekliktir. Din olgusu yüce bir yaratıcıya inanma temeli üzerine kuruludur. İslam inancına göre bu yaratıcı Allah’tır (cc).
İslam’ın temel ilkesi olan tevhit sözlükte “birlemek, bir kılmak, bir şeyin bir ve tek olduğuna hükmetmek” anlamlarına gelir. Dinî terim olarak mutlak manada Allah’ın (cc) bir olduğunu bilmeyi, O’ndan başka ilah bulunmadığına, eşinin ve ortağının olmadığına inanmayı ifade eder. Kur’an-ı Kerim’de tevhidin zıddı şirk kavramıyla ifade edilir.
Allah’ın (cc) bir olması; zatında, sıfatlarında, isimlerinde, fiillerinde eşi ve benzerinin olmamasıdır. Bu durum İhlas suresinde şu şekilde ifade edilmektedir: “De ki: O, Allah’tır, bir tektir. Allah Samed’dir. (Her şey O’na muhtaçtır, O, hiçbir şeye muhtaç değildir.) O’ndan çocuk olmamıştır (Kimsenin babası değildir.). Kendisi de doğmamıştır (Kimsenin çocuğu değildir.). Hiçbir şey O’na denk değildir.”
Tevhit ilkesinin üç boyutu vardır. Bunlardan ilki; Allah’ın (cc) gerçek bir Rab olduğunu kabul edip O’nun yaratıcı, hayat ve rızık verici olduğuna, ortağının bulunmadığına
inanmaktır. İkincisi; ibadetleri sadece Allah (cc) için yapmak, yalnız O’ndan yardım istemektir. Tevhit ilkesinin üçüncü boyutu ise Allah’ın (cc) isim ve sıfatlarının ifade ettiği niteliklerin yalnız O’na özgü olduğunu kabul etmektir.

Tevhit ilkesi, sadece inançla sınırlı kalmaz, aynı zamanda bireysel ve toplumsal hayatın her alanına yansır. Bu ilkenin yansımaları edebiyattan sanata, mimariden musikiye her alanda görülür. Örneğin İslam mimarisindeki geometrik desenlerde, hat ve ebru sanatında, Allah’ın (cc) birliğini sembolize eden eserlere rastlanır.
şirk
Allah’a (cc) inanmakla birlikte başka varlıkları da ilah olarak kabul etme anlamına gelir. Ayrıca zatında, sıfatlarında, fiillerinde, yaratma ve emretme konularında
Allah’a (cc) başka bir varlığı denk görmek demektir. Allah (cc) Nisa suresinin 116. ayetinde şirk dışındaki günahları bağışlayabileceğini, kendisine ortak koşulmasını ise asla bağışlamayacağını bildirmiştir.
Kur’an-ı Kerim’de, kâinattaki tek idarecinin Allah (cc) olduğu hatırlatılır. Bazı ayetlerde yaratma, rızık verme, doğru yola yöneltme, öldürme ve diriltme gibi niteliklerin yalnızca Allah’a (cc) ait olduğu belirtilir. Tevhit inancına göre insan, yalnızca yüce varlık olan Allah’a (cc) boyun eğmeli; O’ndan başka hiçbir varlığı yüceltmemeli ve hiçbir varlığa kulluk etmemelidir. Bu gerçek, Yunus suresinin 106. ayetinde şöyle dile getirilmiştir: “Allah’ı bırakıp sana yararı da zararı da olmayan varlıklara tapma; bunu yaparsan, kuşkusuz kendine yazık edenlerden olursun.”
Peygamberlerin ortak mesajı tevhittir. İslam’a göre tevhit inancı insanın fıtratında mevcuttur. Zaman içerisinde insanlar melek, şeytan, cin ve ataların ruhları gibi görülemeyen doğaüstü varlıkları tanrılaştırarak (ilâhlık nispet ederek) şirke düşmüşlerdir. Allah (cc), insanları uyarmaları için böyle zamanlarda peygamberler göndermiştir. Rivayete göre insanlar Hz. Nuh dönemine kadar tevhit inancıyla yaşamış, putperestlik ilk defa bu dönemde ortaya çıkmıştır. Hz. Nuh da kavmini putperestlikten uzaklaştırıp tevhit inancına döndürmek için görevlendirilmiştir.
Hz. Nuh, Kur’an’da adı çokça geçen ve ülülazm olarak isimlendirilen beş büyük peygamberden biridir. Kur’an’ın 71. suresi onun adını taşır ve baştan sona tevhit mücadelesinden bahseder. Hz. Nuh uzun yıllar boyunca kavmini tevhit inancına davet etmiştir. Buna rağmen kavmi onun davetini kabul etmemiş ve onu yalancılıkla itham etmiştir. Tebliğ faaliyetine son vermediği takdirde onu taşlayarak öldüreceklerine dair tehditte bulunmuştur. O ise tevhit inancını yaymak için gösterdiği mücadele karşılığında kavminden hiçbir talebinin olmadığını söylemiş, onlara sadece Allah’ın (cc) emirlerini bildirdiğini ifade edip davetini sürdürmüştür.
Yüce Allah, Hz. Nuh’tan sonra da peygamberler göndermeye devam etmiştir. Tüm peygamberler gönderildikleri toplumları Allah’a (cc) iman etmeye çağırmışlar
ve şirk ile mücadele etmişlerdir. Bu gerçek, Kur’an-ı Kerim’de “Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlere, ‘Şüphesiz, benden başka hiçbir ilah yoktur. Öyleyse bana ibadet edin.’ diye vahyetmişizdir.” ayeti ile bildirilmiştir. Hz. Peygamber de bu duruma “Ben ve benden önceki peygamberlerin en önemli ikrar ve çağrısı, ‘Bir olan, eşi ve ortağı bulunmayan Allah’tan başka ilah yoktur.’ sözüdür.” ifadeleri ile dikkat çekmiştir.

ülülazm
Peygamberlik görevini yerine getirirken her türlü belaya göğüs gerip kararlı davranan
ve inkârcılara karşı vermiş oldukları mücadelelerinin ve sabırlarının büyüklüğünden dolayı Kur’an-ı Kerim’de övülen beş büyük peygamber. İslam bilginlerine göre ülülazm peygamberler şunlardır:
Hz. Nuh,
Hz. İbrahim,
Hz. Musa,
Hz. İsa ve
Hz. Muhammed (sav).
İslam, öncelikle insanların zihinlerine ve kalplerine Allah’ın (cc) birliği ve eşsizliği
inancını yerleştirir. Bu inanç, insanları şirk gibi yanlış inançlardan, bölünmüşlükten
ve parçalanmışlıktan korur. Tevhit inancı, sadece Allah’ın (cc) bir ve tek olduğunu öğretmekle kalmaz, aynı zamanda evrendeki tüm farklılıkların ve çeşitliliğin nasıl mükemmel bir uyum içinde olduğunu da gösterir. Yani, tevhit inancı hem “birlik” hem de “çokluk” kavramlarını bir arada ele alır. Bu durum, İslam geleneğinde “çoklukta birlik, birlikte çokluk” şeklinde ifade edilir. Tevhit, sadece bir inanç değil, aynı zamanda bir yaşam biçimidir. Toplumsal hayatta tevhit inancının karşılığı “birlik” olarak ortaya çıkar. Toplumda birlik bilincinin oluşması, sosyal adaletin sağlanmasına ve herkesin ahlaki değerlere sahip olmasına bağlıdır. İnsanlar adaletli ve ahlaklı davrandığında toplumda gerçek bir birlik sağlanabilir.
















