
Logoda yer alan semboller sizce neyi temsil etmektedir?
Adalet; doğruluk, eşitlik, denklik, aşırılıktan uzak ve dengeli olma, bir işi yerli yerine koyma, hak sahibine hakkını verme, hak ve hukuka uygunluk anlamlarına gelmektedir. Bunun yanında; kanunları eşitlik ilkesine göre uygulama, herkesin kanun karşısında eşit tutulmasını sağlama ve haklıya hakkını verip suçluyu da işlediği suça denk bir ceza ile cezalandırma adaletin tanımları arasında yer almaktadır. İslam’ın evrensel mesajlarından biri olan adalet birçok alanla ilişkisi olan bir kavramdır. Hukuki alanda kanunlara uygun davranmak anlamına gelen adalet; ekonomik alanda ölçü ve tartıyı doğru kullanmak, toplumsal alanda insanlar arasında ayrım yapmamak anlamlarına gelir. Adalet, hayatın her alanında hakkı gözetmektir.
“Adalet, her şeyi layık olduğu yere koymaktır. Ayakkabı ayağındır, külah başın.”

Kur’an-ı Kerim’de “… Hükmettiğin zaman aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah adil olanları sever.” ve “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin…” buyrularak Müslümanlardan her zaman adaletli olmaları istenmiştir. Çünkü toplumun huzuru ve düzeni adaletle sağlanır. Hayatın tüm alanlarına hâkim olan adalet, kişilerin güven içinde yaşamalarını sağlar. Haksızlık ve adaletsizlik ise toplumda huzursuzluk ve kargaşaya sebep olur.
Hz. Muhammed (sav) hayatı boyunca adaletle hükmetmiş ve herkesin hakkını gözetmiştir. O, peygamberliğinden önce de adaleti sağlamak üzere kurulmuş olan Hilfülfudul adlı topluluğa katılmış ve haksızlıklarla mücadele etmiştir. Ayrıca “Adaletle hüküm verenler, ailesi ve yönetimi altındakilere karşı adaleti gözetenler kıyamet gününde nurdan minberler üzerindedirler.” müjdesi ile Hz. Peygamber inananları adil olmaya yönlendirmiştir.
Kur’an’a göre Allah (cc) mutlak ve gerçek adalet sahibidir. Allah’ın (cc) esmayıhüsnasından biri de Adl ismidir. Allah (cc), bu ismi gereği herkese hak ettiği şekilde muamele eder. Allah (cc) kendisini inkâr eden kişilere dahi haksızlık etmez. Günah işleyenlere yaptıklarının karşılığını tam olarak verirken iyilik yapanlara ise yaptıklarının karşılığını fazlasıyla verir. Bu durum Enam suresinin 160. ayetinde “Kim bir iyilik yaparsa, ona on katı vardır. Kim de bir kötülük yaparsa, o da sadece o kötülüğün misliyle cezalandırılır ve onlara zulmedilmez.” şeklinde dile getirilir.
Adl; Allah’ın (cc) adil olması; her varlığa yaratılışına uygun imkân ve kabiliyet bahşetmesi, nimet vermesi ve ihsanda bulunmasıyla gerçekleşir.

Bireysel ve sosyal hayatın vazgeçilmez bir unsuru olan adalet, İslam’ın gözettiği temel insani değerlerin başında gelir. İslam’da adalet, haklı olanın hakkını koruma anlayışı üzerine inşa edilmiştir. Böylece din, dil, ırk ve sosyal statü farkından dolayı insanlara ayrıcalıklı muamelede bulunmanın önüne geçilmek istenmiştir. Bunun için İslam; eşitlik, hakkaniyet, dürüstlük, şeffaflık, tarafsızlık, emanet, liyakat, ahde vefa, insanın saygınlığı ve hesap verebilirlik gibi evrensel adalet ilkelerini ortaya koymuş ve adaletin sağlanması için de bu ilkelere uymak gerektiğini bildirmiştir. İslam, adaletin uygulanmasında aksaklığa yol açabilecek sevgi, nefret gibi duygulara yer verilmesini engellemiştir. Adaletin gerçekleştirilmesinde hak ve haklı olma hâlini merkeze alan bir anlayış tesis edilmiştir. Görev ve sorumlulukların ehil kişilere verilmesi, adaletin sağlanmasında liyakat ilkesinin önemsenmesi Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade edilmiştir: “Şüphesiz Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğinizde de adaletle hükmetmenizi emreder…”
ADALETİN İLKELERİ
- Eşitlik
İnsanların eşit olarak doğduğu gerçeği ile tüm bireylerin aynı haklara sahip olduğunu, aynı düzeyde saygıyı hak ettiğini kabul etmektir. Toplumda yaşayan herkesin eşit muamele görme hakkı vardır. Eşitlik ilkesi kanunların ve uygulamaların ayrımcı olmaması gerektiğini ifade eder.
- Hesap Verebilirlik
Bir kişinin aldığı kararlardan ve bu kararların sonuçlarından sorumlu olması anlamına gelir. Bu bağlamda kişi; başta Allah’a (cc) olmak üzere ailesine, öğretmenine, topluma karşı hesap verebilmelidir. Hesap verebilirlik ilkesinin uygulanmadığı durumlarda adaletin tam olarak sağlanması mümkün değildir.
- Tarafsızlık
Hiç kimseye dil, ırk, cinsiyet, din, mezhep gibi nedenlerle ayrım yapılmaması; hiçbir kişiye, aileye ve zümreye ayrıcalık tanınmaması anlamına gelir.
- Şeffaflık
Bir sürecin açıklık, dürüstlük, erişilebilirlik ve denetlenebilirlik prensipleri doğrultusunda yürütülmesini sağlayan ilkedir. Bu ilke, toplumdaki adalet algısını güçlendirir ve adaletin herkes için olması gerektiği şekilde sağlanmasına katkıda bulunur. Şeffaflığın olmadığı yerde yolsuzluk, toplumsal sarsıntı ve ahlaki çöküntüler kaçınılmazdır.
- Liyakat
Yeterlilik ilkesi olarak da isimlendirilen liyakat, verilen görevi başarı ile yapabilme yetisi olarak tanımlanabilir. Liyakat, toplumda hak edenlere yetki ve sorumlulukların verilmesini öngörür. Böylece sosyal hayattaki her alanın bilgi, başarı ve yetenek kıstaslarına göre şekillenmesini sağlar.
- Emanet
Korunması istenen maddi ve manevi değerdir. Kişinin kullanıp sahibine iade etmek üzere aldığı eşya emanet olduğu gibi devletin makamları da emanettir. Rüşvet almamak, adaletin gerçekleşmesini olumsuz etkileyebilecek davranışlardan uzak durmak emanet ilkesiyle yakından ilgilidir.
Dürüstlük
Kişinin gerçeği söylemesini, doğru davranmasını ve ahlaki değerlere uygun hareket etmesini ifade eder. Adaletin sağlanması ve sürdürülmesi için hayati bir öneme sahip olan dürüstlük, bireylerin sorumluluklarını yerine getirmelerini gerektirir.
- Hakkaniyet
Görev, sorumluluk ya da ödül (maddi değerler) paylaşımında bireysel farklılıklara özen göstererek sadece hakkı olana razı olma durumuna hakkaniyet denir. Bu ilke, yaşanan olayla ilgili en uygun kararın verilmesini sağlar. Hüküm verme yetkisi olan kişilerin adalete uygun şekilde ve her olayın kendi özelliklerine göre karar vermesini ifade eder.
- Ahde Vefa
Allah’a (cc) ve insanlara verilen sözün yerine getirilmesi anlamına gelir. İnsanın yaptığı anlaşmalara sadık kalması da ahde vefa olarak nitelendirilir. Bu ilke kişisel ve toplumsal alanda önemli bir yere sahiptir. Adaletin sağlanması ve taraflar arasında güvenin korunması açısından vazgeçilmez bir unsurdur. Ahde vefa, toplumun barış ve güven içinde yaşamasını sağlayan evrensel değerlerden biridir.
- İnsanın Saygınlığı
Kur’an-ı Kerim’de insanın herhangi bir sebebe bağlı olmaksızın sadece insan olmasından dolayı saygın ve dokunulmaz olduğu açıkça ortaya konulmuştur. İslam’a göre insanın yaşama hakkı, din ve vicdan özgürlüğü, aile kurma hakkı, akli melekelerini koruyup geliştirme hakkı ve mülkiyet hakları korunma altına alınmıştır. İnsanın bu temel hak ve hürriyetleri, din ya da ırk ayrımı yapılmaksızın herkes için geçerlidir.
Allah (cc) katında tüm insanların eşit olması İslam’ın adalet anlayışını yansıtır. Kadın-erkek, işveren-işçi, amir-memur, zengin-fakir gibi farklılıklar insanlara bir üstünlük sağlamaz. Kişinin mensup olduğu ırk veya sahip olduğu imkânlar da Allah (cc) katında ona bir ayrıcalık tanımaz. İslam, bütün insanların ortak bir atadan geldiğini ve üstünlüğün ancak takva ile olduğunu bildirmiştir. Bu durum Kur’an-ı Kerim’de “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır…” ayeti ile dile getirilmiştir.

Takva; Müslüman olarak hayatının her anında sorumluluğunun bilincinde olma, Allah’ı (cc) görüyormuşçasına farzları, vacipleri hakkıyla yerine getirme; Allah’ın (cc) hoşnutluğunu kazanmak amacıyla nafileleri çokça yapma; sünnete uyma demektir. Kişi haramları, dinen şüpheli olan durumları ve dinin kötü gördüğü şeyleri terk etmek suretiyle bu değeri kazanabilir. İnsanın adil olması takvanın da bir gereğidir. Çünkü adalet ilkelerine uymayan insanın başkalarının hakkına girmesi kaçınılmazdır. Bu yüzden Kur’an-ı Kerim’de insanlardan adaletli olmaları istenmiştir. Bu ayetlerden biri şöyledir: “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha uygundur…”
Tarihin her döneminde; din, soy ve zenginlik gibi özellikler insanlar arasında üstünlük ölçüsü olarak değerlendirilmiştir. Kadın ile erkek, siyah ile beyaz, hür ile köle toplumsal hayatta eşit tutulmamıştır. İslam, getirdiği ilkelerle adaletsizliğe sebep olan bu anlayışın ortadan kaldırılmasını hedeflemiştir. Hz. Peygamber’in Veda Hutbesi’nde yer alan “… Allah katında üstünlük ancak takva iledir.” ifadesi ile İslam’ın bu konudaki görüşü açıkça ortaya konulmuştur.

İslam’ın eşitlik ve adalet anlayışı hayatın her alanında titizlikle uygulanmalıdır. Aile hayatında anne ve babaların çocukları arasında kız-erkek, büyük-küçük gibi bir ayrım yapmaktan sakınmaları gerekir. Hz. Peygamber Dönemi’nde yaşanan bir olayda Beşir (ra) adlı sahabi servetinin bir kısmını oğlu Numan’a (ra) vermek istediğini bildirerek Hz. Muhammed’den (sav) bu duruma şahitlik yapmasını istemiştir. Bunun üzerine Resulullah ona, diğer çocuklarına da aynı şekilde mal verip vermediğini sormuştur. Hayır, cevabını alınca da şöyle buyurmuştur: “Allah’tan korkun, çocuklarınız arasında adaletli olun!”
İslam, temel hak ve hürriyetler noktasında eşitliği savunmakla birlikte insanların sosyal hayattaki; ırk, cinsiyet, dil, zenginlik gibi farklılıklarını da kabul eder. Ancak bu farklılıkların istismar edilmesine, insanlara karşı bir üstünlük aracı hâline dönüştürülmesine karşı çıkar. Bu sayede toplumsal huzur ve barış sağlanmış olur.

















